“Bağımsızlık ve emperyalizme karşı savaşı kazanmak yeterli değildir.” diyen M. Kemal Atatürk “Gerçek anlamda kurtuluş, ulusların kendi istekleri ile, kendi güçleri ile yenilenme yollarını bulmaları ile mümkündür.”
Dünyayı sömürme sevdasındaki emperyal güç odakları, Türkiye Cumhuriyeti ulusal bağımsızlık savaşımızın kazanımlarına hep nefret duymuşlardır.
Ortadoğu’daki kirli çıkar ağlarını sürdürebilmelerinin tek yolu dinler, ırklar üzerinden oyunlar oynayıp yer üstü ve yeraltı kaynaklarını ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Atamızın millileştirmek için canını dişine taktığı madenler “DIŞ MİHRAKLARA” verildiğinde, üstündeki zeytin ağaçları kesildiğinde, binbir emekle kurulan Türk fabrikaları satıldığında, ata tohumları yok edildiğinde kimleri mutlu etti bu iktidar. Şimdi gidip beğenmediğiniz Yunanistan’a turlar düzenleyerek zeytin yağı, peynir vb almaya mecbur bırakılanlar sıkılmıyor mu?
Osmanlı’ya özlem duyanlar, “yenilenme duygularından yoksun uluslar, yabancı güçlerin bağımlılığı altına düşeceklerdir.” Paraya doymayan vahşi kapitalizmin oyuncağı olacaklarını bilmiyorlar mı?
Eğer Atatürk ve Cumhuriyetine bağlı kalınsaydı bugünkü yoksulluk, yolsuzluk, hukuksuzluk sıkıntılarını çeker miydik? Şimdi siyaset içinde bulunan bazı çıkar çevreleri halkın zararına parmaklarını kaldırıp indirebilir miydi?
Siyaset “yalancı pehlivan üretilen fideliktir. Balmumundan garip ve biçimsiz karnaval kuklaları yetiştiren bir imalathanedir” dedirtir miydi?
İşte size bir kumandan, devlet adamı, politikacı örnekleri.
Anı: “Irak Başkanı rahmetli Nuri Sait Paşa anlatıyor: “Osmanlı ordusunda iken Atatürk’le aynı cephede idik, bir akşam üstü birlikte yemek yiyorduk. Sofrada bulunan bir asker hekim izinli olarak İstanbul’a gideceğini söylemesi üzerine Atatürk kızdı, Ordu tifüsten kırılıp dururken nasıl olur da bir hekim İstanbul’a keyif etmeye gider diye söylemeye başladı. Hekim içkili olduğu için kendini kaybetti. Atatürk’ün başına bir şişe attı. Başı yarıldı. Odaya alarak yarasını temizledik, sardık.” Nuri Sait Paşa yıllar sonra Atatürk’e o hekimin ne olduğunu sorar. Atatürk “Şimdi bir ordunun sıhhiye reisi…” Affedicilik, devlet adamlığı nasıldır, şimdi olsa ne olurdu?”
Anı: Prof. öğrencisine sorar “Bizim kaç böbreğimiz var?” Öğrenci 4 cevabını verir. Prof kızar asistanına döner şöyle der: “Biraz ot getirin, sınıfta bir eşek var?” Öğrenci hemen yanıt verir “Ve bana da bir kahve lütfen.” Prof öfkeyle öğrenciyi sınıftan kovar. Öğrenci ağır ağır kapıya ilerler ve tam çıkarken hocasına döner: “Cevabım yanlış mıydı hocam?”
Hoca öğrencisine kızgın bakar. Öğrenci devam eder: “Kaç böbreğimiz var diye sordunuz, iki sizin iki de benim dört böbreğimiz yok mu?” “Cevap doğru” der. Karşınızdakinin verdiği cevap size saçma görünse de onun da haklı olduğunu düşününüz. Devlet adamı politikacı hangisi?
Bizim Atatürk gibi bir liderimiz varken. Atatürk’ü kötüleyen bu millete önderlik etmiş, doğru yönlendirmiş, zaferler kazanmış, bu vatanı, cumhuriyeti bize bırakmıştır.
BAYRAK İNDİRME OLAYI: Kıbrıs Girne’de bayrağımızı indirmeye kalkan Rum militanı 14 Ağustos 1996’da Hasan Kundakçı Paşa nasıl vur emrini verdiyse, Nusaybin’de bayrağımızı gönderden indirip çiğneyen PKK Militanına öldür emrini verecek komutan yok muydu? Bayrak bir milletin sembolü egemenliğin işaretidir. Atamızın bize vatan gibi bayrak da emanetidir. İndiren yaşayamaz!
Atatürk: “TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR, KARAKTERİ YÜKSEKTİR” diyerek bizi yüceltmiştir.

