Osmanlı padişahları yabancı kadınlarla evlenmiş, inançları olarak da Rum, Hıristiyan, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Gürcü, Fransız, İngiliz, Amerikan ve Hollandalı olarak sıralanır. Osmanlı’da başka dinden kadınlarla evlenmek sakıncalı değildi.
Sarayda çok çocuk olması hanedanın devamı için gerekli bir durumdu. Dolayısıyla devletin geleceğinde başka hiç kimsenin söz sahibi olmaması için yabancı evlilikler kısıtlanmadı. Cariyeler Kızlar Ağası tarafından seçilirdi. 1. Mahmut’un hareminde 456, Abdülmecid’in hareminde 688, Abdülaziz’in hareminde 809 cariye vardı.
630 yıl hüküm süren Osmanlı imparatorluğunda 36 Padişah görev almış, bunların çoğunluğunun anneleri de yabancı kökenli olup aralarında Türk, Gürcü, Çerkez, Sırp, Rum, Yahudi olanlar da vardı.
Osmanlı padişahları, sadrazamları, vezirleri, umera, ulema, saray ve enderun aristokrasisi Türk mü idi? Fatih Sultan Mehmet’ten sonra hiçbir padişah Türk’üm dememiştir.
Yavuz Sultan Selim (1517) zamanında Araplar Osmanlının gözbebeği, o tarihten sonra arap ırkına KAVM-İ NECİP (Asil kavim), araplara da NESL-İ NECİP denmiştir. Hz Muhammed’in arap oluşu bu sıfatların araplara verilmesinde etken olmuş. Araplar askerlikten ve vergiden muaf olmuşlardır.
Osmanlı Tarihçisi Naima Türkler için “Nadan” yani “Kaba Türk” idraksiz Türk, Hilekar Türk demiştir. Ve Araplar Türklere düşman demiştir.
Bu arada ABD Osmanlı’yı yeniden kurdurmak istiyor mu? Araplaştırmak mı istiyor?
1924 Anayasasının 88. Maddesi: Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye ahalisine din, , ırk ayrımı olmaksızın birbirine vatandaşlık bağı ile bağlı olan Türk denir.
Hafız Ahmet Çelebi 1499’da yazdığı şiirinde “BABAN DA OLSA TÜRK’Ü ÖLDÜR.” “Sakın Türk’ü insan sanma / Bir an bile olsa Türk’le birlikte olma / Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur / Türk’ün başını keserken sakın gam yeme / Baban da olsa Türk’ü öldür.”
1912 yılında Sebilürreşat dergisinde “Türk kelimesinin kullanılmasında dinsizlik, kafirlik saymıştır.
Ahmet Naim 1913 yılında yazdığı “İslam’da Dava-i Kavmiye” kitabında Türk’ün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir diyor.
Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde idare edenlerle Türk halkı arasındaki uçurumu şöyle ifade eder: “Bu milletin yakın zamana kadar kendine mahsus bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona “Sen yalnız Osmanlısın, sakın başka milletlere bakarak sen de milli bir ad isteme, Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına sebep olursun” demiş. Osmanlı yönetici sınıf kendini “MİLLET-İ HAKİME (Egemen ulus) idare ettiği Türklere “MİLLET-İ MAHKURE (Aşağı ulus) nazarıyla bakmış, Osmanlı Türkü daima aşağılamıştır.
Atatürk 1922’de “Egemenlik hiçbir kimsece, hiç kimseye bilim gereğidir diye görüşmeyle tartışmayla verilmez. Egemenlik güçle, erkle ve zorla alınır.
Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Osmanlı yükselme devrinde Türklere aşağılayıcı kelimeler kullanmışlar. “Türk değil mi Merzifon’un eşeği, eşekten değil, köpekten aşağı” Türkler de bunlara Anadolu halkı “Şalvarı, şaltak Osmanlı – eğeri kaltak Osmanlı – kesmede yok, biçmede yok – yemede ortak Osmanlı diye söylerlerdi.
Türkoloji uzmanı Cahun şöyle diyor “Türkler, insanlar arasında anlayış bakımında sonuncudur. İnançtan ötesini kavrayamazlar, anlamaya da çalışmazlar. İslam dininin Türkler üzerinde etkisi iyi sonuç vermemiştir. Türkler Müslüman Asya’nın Avrupa’ya karşı savaşan askeri olmuştur. İslamiyet yarı Çinliler’den “acımasız İranlılar yarattı.” Osmanlı döneminde Türkler askerlik yapar, Ermeniler, Yahudiler ticaretle ekonomiyle ilgilenir, onlar askerlik yapmazdı.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyette “NE MUTLU TÜRK’ÜM” diyoruz.
(kaynak: Ümit Zileli, S. Eriş Ülker- Rıza Zelyut – Şevket Süreyya Aydemir)
Not: Kütüphane Haftası’nda herkes kitap okusun. Kelime haznesi zenginleşsin, düşünceleri değişsin. “BOŞ ÇUVAL DİK DURMAZ”

