yavuz besicilik 24.04.2026
Okurlardan Gelenler
Köşe Yazarı
Okurlardan Gelenler
 

MUSİKİNİN İNSAN VE EĞİTİM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi kapsamında Öğr. Üyesi Tuncay DEMİRTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır. Ayşegül KESKİN Aleyna MATARACI Nazlıcan GÜLMEZ (Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ ile röportaj)  Topluma Hizmet Dersi kapsamında gerçekleştirilen röportajda Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ ile dini musiki ve müziğin insan üzerindeki etkisi konuları üzerine sohbet edilmiştir. Röportajın başlangıcında Sayın Rektörümüz, öğrencilerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Aleyna MATARACI: Sayın Rektörüm, musikinin hayatınızdaki yeri nedir? Sizin için müzik nedir, neyi ifade eder? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Musikinin hayatımdaki yeri çok önemlidir. Ailemden sonra 2. sırada gelir. Çünkü insan, hayatında kâmil insan olma gayretindedir. Hadis-i Şerif’teki gibi “ bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır.” Bu demektir ki; her insanın donanımını daha fazla artırması gerekir, kabiliyetlerini daha fazla ön plana çıkartması gerekir ve insanın bir başka insana, ailesine, topluma faydalı olması insanın kendi yapısında olduğu için böyle bir gayreti vardır. Bunun için aslında hepimizin bu yoldaki amacı erdemli insan olmaktır. Ve ben müziğin bu yolda en etkin, kaliteli, hızlı bir araç olduğunu iddia ediyorum. Bu yüzden ailemden sonra 2. sırada gelir. Aleyna MATARACI: İlahiyat Fakültesini 1. likle bitirmiştiniz. Ve alanınızdaki ilk profesör unvanına sahipsiniz. Bu başarılarınızı neye borçlusunuz? Bu size nasıl hissettiriyor? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: İlkokuldan sonra İmamhatip ortaokul-lisesi -bunlar mesleki eğitim veren okullar- orda mevlit, ezan, salat-u selamlar, tekbir, ilahiler derken tabii bunlar da dini musikiyi inşaa ediyor. 7 yıl; 3 yıl ortaokul 4 yıl lise boyunca ben hep ilahi korosundaydım. Peşine de dini üst eğitim olan İlahiyat Fakültesine gidince dini musiki konusunda kendimi geliştirmek adına İstanbul’da hep dini sohbetlerin ve dindarların olduğu ortamlarda aldığım eğitimler beni bu konuda motive etti. Ve bu alanda her yıl daha da üstüne koyarak ilerledim. Sonra da konservatuvarı bitirdim İlahiyatla birlikte. Aynı zamanda kanun çalma gayretim, bu çerçevede tarih çalışmam sonrasında hocamın asistanlık teklifiyle ben dini musiki alanında çalışmaya başladım. Yani her şey çevredir ve ben iyi ki musiki diyorum! Aleyna MATARACI: Sayın Rektörüm sizi dini musiki alanına yönelten ne oldu?  Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Dini musiki alanına yönelmem tamamen aile ortamıma bağlı. Rahmetli dedemin, okuduğu ilahiler; rahmetli babamın musikiye olan zevki ve bizi imretmesi etkili oldu. Dini musiki bizim için gerçekten sanat zevklerimizi tatmin ettiğimiz ve kabiliyetimizi, zamanımızı bu şekilde değerlendirdiğimiz bir alan oldu. Ben dini musiki ortamına doğmuşum ve bütün eğitim aldığım kurumlar da dini eğitim veren kurumlar olduğu için hep dini musiki kabında pişmişim. Ve bu şekilde demlenmişim. Ayşegül KESKİN: Sayın Rektörüm musiki eğitiminde kendinizi yakın hissettiğiniz dönem ve o dönemin özelliklerinden bahsedebilir misiniz? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Tarihsel dönemler içinde kendimi şu dönem içinde görmek isterim diyebileceğim bir zaman dilimi yok çünkü bence insan, içinde olduğu an için yaratılmıştır. Ben insan kelimesine biraz etimolojik yaklaşıyorum. Anlamsal olarak insan kelimesinin kökü aslında “ins’tir.” Peşine gelen “-an” aslında onun özel ekidir. Anın varlığı olan insan yani o anın “ins’i” herkesin yaşadığı an, kendisine en yakın hissettiği andır. Bir tarihçi olarak söylüyorum ki benim geçmişe dönük bir özlemim olmadı. Keşke; Dede Efendi’nin döneminde yaşasaydım, Hatip Zakiri Hasan Efendi’nin döneminde yaşasaydım, Şeyh Ali Şir- u Gani Dede’nin -dini musikinin en çok beste yapan bestekarı- döneminde yaşasaydım veya tekbir ve salat- u ümmiyemizi besteleyen Buhurizade Mustafa Itri Efendi dönemimde yaşasaydım gibi bir özlemim olmadı. Ben insan denen varlığın bulunduğu an için yaratıldığını ve bulunduğunu anın kıymetini arama ve bulma imtihanında olduğuna inanırım. Herkes anı değerlendirmeli, herkes kendi yaşadığı döneme eğilmeli, yaşadığı dönemin insanı olmalı. Biz,” geçmiş döneme neden ait değilsin?” diye sorguya çekilmeyeceğiz. “Sen yaşadığın dönemde ne yaptın, senden sonrakilere ne bıraktın?” Diye bir sorguya çekileceğiz. Onun için bence insan yaşadığı dönemin insanı olmalı, yaşadığı dönemin faydalı, güzel insanı olmalı. Ama kendi hayatımda bir nostalji yapacak olursam 15-16 yaşlarımı ve Marmara Üniversitesindeki 2, 3 ve 4. sınıflardaki halime dönmek isterdim çünkü hayatımın en dolu zamanlarıydı. O zamanları devamlı devamlı yaşamak isterdim. Yani kendi hayatlarıyla ilgili bir nostajisi olabilir insanların ama dönemsel olmamalı diye düşünüyorum.  Mesela belki de Dede Efendinin döneminde yaşasaydım onun bilgisine hiç varamayabilirdim ya da ondan habersiz bir kayıkçı olabilirdim. Diğer bir örnekte keşke peygamberimizin döneminde yaşasaydım diyenler oluyor. Evet o dönemde yaşardın ama peygamberimizin yakınında onun nurunu göremeyen amcası Ebu Leheb olarak da yaşayabilirdin. Ebu Cehil de olabilirdin. Onun etrafında kıymetini anlamayan biri de olabilirdin. Asırlar sonra yaşasak da onların kalitesini, maneviyatını hisseden ve seven biri olmak bana kendi dönemimizde onların vizyonunu güncelleyebilmek adına daha kıymetli geliyor.     Ayşegül KESKİN: Musiki eğitiminin bir çocuğun hayatına, gelişimine katkıları nelerdir? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Elimden gelse her çocuğun musiki eğitimini, ses eğitimini, kulak eğitimini 3 yaşından itibaren başlatırdım çünkü beynin oyun kurgusu özellikle insan davranışları olan analitik düşünme yeteneğini ve kurgusunu kazandığı yıllardır. Alt yapıyı oluştururdu müzik. Beynin sağ ve sol loblarını 3 yaşında aktif eden bir insan düşünebiliyor musunuz? Ben bu eğitimi en basit çocuk şarkılarıyla, ilahilerle, kültürümüze ait türkülerle başlatırdım. Bu eğitimlerimi de devam ettirir, 7 yaşından itibaren bir enstrüman muhakkak öğretmeyi şart koşardım. Böylelikle ilkokula başlama yaşında elinde bir enstrüman olurdu. Görsel yetenek bazı insanlarda vardır, estetik yetenek bazı insanlarda vardır, el kabiliyetleri bazı insanlarda vardır ama evrendeki her insan müzik dinler. Bundan dolayı her insanın elinde bir enstrüman olmalıdır. Enstrüman sizin dilinizdir ve duygu düşüncelerinizi aktarır. Ayşegül KESKİN: Sıbyan mekteplerinde küçük yaştaki çocukların aldığı musiki eğitimi hakkında bilgi verir misiniz? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Önceki soruda bahsettiğim gibi çocukların beyin gelişimlerine katkısı olduğunu düşünüyorum. Sıbyan mekteplerinde okula başlama bile bir törenle gerçekleşir. Okulunun ilk günü olan çocukların evlerine yine okulun üst sınıf öğrencileri- ilahi korosu- ellerinde bayraklar ve en güzel elbiseleriyle hazırlıklı bir şekilde giderek tek tek öğrencileri evlerinden alırlar özellikle ilk kez okula gelecek olan çocuğun evinin önünde ilahiler okunur. Yani çocuğu okula götürürken müzik vasıtasıyla götürüyorlar. Dolayısıyla sıbyan mektepleri müzikle başlar. Sıbyanda müzik ilahiyle başlıyor çünkü ilahi yapısı gereği basittir. Örneğin; “Sordum Sarı Çiçeğe” ilahisi yapı olarak 5 notadan oluşur. Ama türkü gibi eserler ilahi gibi eserlere kıyasla daha karmaşık yapıdadır. Bu yüzden geçmişte ecdadımız sıbyan eğitiminde yapılabilecek en güzel şeyi müzikle yapmıştır. Müziği bir araç olarak kullanarak hayata hazırlamış ve kâmil insan olma yolculuğunda kullanabileceği aracı 3 yaşında tanıtmıştır. Nazlıcan GÜLMEZ: Hangi müzik aletlerini aktif olarak çalıyorsunuz? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Kanun çalıyorum. Arada ud çalıyorum ama bu konuda iddialı değilim. Tek profesyonel çaldığım çalgı kanundur. Nazlıcan GÜLMEZ: Daha önce katıldığımız bir etkinlikte kanun çalmayı eğitim almadan öğrendiğinizi söylemiştiniz. Peki bunu nasıl başardınız? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Kanun küçüklüğümden beri hayran olduğum ama Gümüşhacıköy’de imkân bulamadığım bir çalgıydı. İstanbul’a gidince de maddi imkanlardan ötürü alamadım. Daha sonrasında babam izin vermedi derslerimden ötürü. Sonra da maddi imkansızlıklar oldu ve kendi yemeklerimden kısarak para biriktirdim ve aldım. Müzik eğitimim biraz olduğu için ayrıca hocaya da verecek param olmadığı için kendim sahaflardan kanun metodu diye bir kitap aldım. Konserlerde kanuncuları izledim. Kitabın mantığını da kavrayarak kanunu kendi kendime öğrendim. 6 ay boyunca biriktirdiğim parayla aldığım bu kıymetli kanun Amasya Bimarhanesinde müzikle tedavi kısmında sergileniyor. Nazlıcan GÜLMEZ: Musikiyle tedavi üzerine bir çalışmadan söz etmiştiniz, bize bundan bahsedebilir misiniz? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Geleneksel olan müzikle tedavi tecrübeye dayalı bir alternatif tedavi yoludur. Fiziksel olarak ilaçlarla yapamadığımız tedavilerde özellikle ruhsal tedavilerde müzikle ve farklı makamlarla tedavi etmeye çalışmışlardır. Aslında burada Türk müziğiyle tedaviden ziyade Türk müziğinin makamlarıyla tedavi denen şeyden bahsetmemiz lazım. Çünkü her makamın frekansı farklı. Her frekansın insan oğlunda verdiği tepki farklı. Bu anlamda tecrübeye dayalı olarak rast makamı felç hastalılarına iyi geldiğine, isfahan makamı hafıza gücünü arttırdığını, rehavi makamının odaklanma gücünü arttırdığını, uşşak makamının kas ve kemik hastalıklarına iyi geldiğini söyleyebiliriz. Bunların geneli aslında modern tıbbın yanında destek alabileceğimiz birer tedavi metodudur. Nazlıcan GÜLMEZ: Müzik yeteneğinin Hz. Davud’a verildiğini söylemiştiniz, bu ne türden bir yetenektir? Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Allah kulunun hem dünya hem de ahiretinin kurtulmasını ister. Bunun içinde hidayet -doğru yol- üzerine ilerlememiz için bize dönem dönem peygamberler, kitaplar göndermiştir. Cenabı Allah bu dönemlerde insanlar ikna edilebilsinler diye her peygamberine bir mucize vermiştir. Bu mucize o dönem insanlar en fazla neye ilgi duyuyorsa onun üzerinedir. Hz. Davud dönemi de estetik sanatların başta müzik olmak üzere en çok önemsendiği ve revaçta olduğu bir dönem olduğu için Hz. Davud’a da müzik mucizesi verilmiştir. Ona harikulade bir ses verilmiştir. O sesi duyan insanlar onun zaten peygamberliğine inanmaktan başka çareleri kalmamıştır. Bizim de en eski kaynaklarımız Hz. Davud dönemine kadar gider. Hz. Davud’un 10 tane makamı olduğu ifade edilir. Bunların adları rast, uşşak, hicaz, saba, kürdi gibi ana makamlardır ve son olarak bence güzel ses ve müzik kabiliyeti insana verilmiş en büyük mucizedir.   Dini musiki üzerine gerçekleştirilen keyifli ve verimli röportajımız, Sayın Rektörümüz’ün değerli görüş ve değerlendirmelerinin ardından sona ermiştir. Bizleri kabul ederek bilgi ve deneyimlerini paylaşan Sayın Rektörümüz’e teşekkür ederiz.  
Ekleme Tarihi: 22 Mayıs 2026 -Cuma
Okurlardan Gelenler

MUSİKİNİN İNSAN VE EĞİTİM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi kapsamında Öğr. Üyesi Tuncay DEMİRTAŞ rehberliğinde hazırlanmıştır.

Ayşegül KESKİN

Aleyna MATARACI

Nazlıcan GÜLMEZ

(Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ ile röportaj)

 Topluma Hizmet Dersi kapsamında gerçekleştirilen röportajda Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ ile dini musiki ve müziğin insan üzerindeki etkisi konuları üzerine sohbet edilmiştir. Röportajın başlangıcında Sayın Rektörümüz, öğrencilerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.

Aleyna MATARACI: Sayın Rektörüm, musikinin hayatınızdaki yeri nedir? Sizin için müzik nedir, neyi ifade eder?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Musikinin hayatımdaki yeri çok önemlidir. Ailemden sonra 2. sırada gelir. Çünkü insan, hayatında kâmil insan olma gayretindedir. Hadis-i Şerif’teki gibi “ bir günü bir gününe eşit olan ziyandadır.” Bu demektir ki; her insanın donanımını daha fazla artırması gerekir, kabiliyetlerini daha fazla ön plana çıkartması gerekir ve insanın bir başka insana, ailesine, topluma faydalı olması insanın kendi yapısında olduğu için böyle bir gayreti vardır. Bunun için aslında hepimizin bu yoldaki amacı erdemli insan olmaktır. Ve ben müziğin bu yolda en etkin, kaliteli, hızlı bir araç olduğunu iddia ediyorum. Bu yüzden ailemden sonra 2. sırada gelir.

Aleyna MATARACI: İlahiyat Fakültesini 1. likle bitirmiştiniz. Ve alanınızdaki ilk profesör unvanına sahipsiniz. Bu başarılarınızı neye borçlusunuz? Bu size nasıl hissettiriyor?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: İlkokuldan sonra İmamhatip ortaokul-lisesi -bunlar mesleki eğitim veren okullar- orda mevlit, ezan, salat-u selamlar, tekbir, ilahiler derken tabii bunlar da dini musikiyi inşaa ediyor. 7 yıl; 3 yıl ortaokul 4 yıl lise boyunca ben hep ilahi korosundaydım. Peşine de dini üst eğitim olan İlahiyat Fakültesine gidince dini musiki konusunda kendimi geliştirmek adına İstanbul’da hep dini sohbetlerin ve dindarların olduğu ortamlarda aldığım eğitimler beni bu konuda motive etti. Ve bu alanda her yıl daha da üstüne koyarak ilerledim. Sonra da konservatuvarı bitirdim İlahiyatla birlikte. Aynı zamanda kanun çalma gayretim, bu çerçevede tarih çalışmam sonrasında hocamın asistanlık teklifiyle ben dini musiki alanında çalışmaya başladım. Yani her şey çevredir ve ben iyi ki musiki diyorum!

Aleyna MATARACI: Sayın Rektörüm sizi dini musiki alanına yönelten ne oldu?

 Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Dini musiki alanına yönelmem tamamen aile ortamıma bağlı. Rahmetli dedemin, okuduğu ilahiler; rahmetli babamın musikiye olan zevki ve bizi imretmesi etkili oldu. Dini musiki bizim için gerçekten sanat zevklerimizi tatmin ettiğimiz ve kabiliyetimizi, zamanımızı bu şekilde değerlendirdiğimiz bir alan oldu. Ben dini musiki ortamına doğmuşum ve bütün eğitim aldığım kurumlar da dini eğitim veren kurumlar olduğu için hep dini musiki kabında pişmişim. Ve bu şekilde demlenmişim.

Ayşegül KESKİN: Sayın Rektörüm musiki eğitiminde kendinizi yakın hissettiğiniz dönem ve o dönemin özelliklerinden bahsedebilir misiniz?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Tarihsel dönemler içinde kendimi şu dönem içinde görmek isterim diyebileceğim bir zaman dilimi yok çünkü bence insan, içinde olduğu an için yaratılmıştır. Ben insan kelimesine biraz etimolojik yaklaşıyorum. Anlamsal olarak insan kelimesinin kökü aslında “ins’tir.” Peşine gelen “-an” aslında onun özel ekidir. Anın varlığı olan insan yani o anın “ins’i” herkesin yaşadığı an, kendisine en yakın hissettiği andır. Bir tarihçi olarak söylüyorum ki benim geçmişe dönük bir özlemim olmadı. Keşke; Dede Efendi’nin döneminde yaşasaydım, Hatip Zakiri Hasan Efendi’nin döneminde yaşasaydım, Şeyh Ali Şir- u Gani Dede’nin -dini musikinin en çok beste yapan bestekarı- döneminde yaşasaydım veya tekbir ve salat- u ümmiyemizi besteleyen Buhurizade Mustafa Itri Efendi dönemimde yaşasaydım gibi bir özlemim olmadı. Ben insan denen varlığın bulunduğu an için yaratıldığını ve bulunduğunu anın kıymetini arama ve bulma imtihanında olduğuna inanırım. Herkes anı değerlendirmeli, herkes kendi yaşadığı döneme eğilmeli, yaşadığı dönemin insanı olmalı. Biz,” geçmiş döneme neden ait değilsin?” diye sorguya çekilmeyeceğiz. “Sen yaşadığın dönemde ne yaptın, senden sonrakilere ne bıraktın?” Diye bir sorguya çekileceğiz. Onun için bence insan yaşadığı dönemin insanı olmalı, yaşadığı dönemin faydalı, güzel insanı olmalı. Ama kendi hayatımda bir nostalji yapacak olursam 15-16 yaşlarımı ve Marmara Üniversitesindeki 2, 3 ve 4. sınıflardaki halime dönmek isterdim çünkü hayatımın en dolu zamanlarıydı. O zamanları devamlı devamlı yaşamak isterdim. Yani kendi hayatlarıyla ilgili bir nostajisi olabilir insanların ama dönemsel olmamalı diye düşünüyorum.  Mesela belki de Dede Efendinin döneminde yaşasaydım onun bilgisine hiç varamayabilirdim ya da ondan habersiz bir kayıkçı olabilirdim. Diğer bir örnekte keşke peygamberimizin döneminde yaşasaydım diyenler oluyor. Evet o dönemde yaşardın ama peygamberimizin yakınında onun nurunu göremeyen amcası Ebu Leheb olarak da yaşayabilirdin. Ebu Cehil de olabilirdin. Onun etrafında kıymetini anlamayan biri de olabilirdin. Asırlar sonra yaşasak da onların kalitesini, maneviyatını hisseden ve seven biri olmak bana kendi dönemimizde onların vizyonunu güncelleyebilmek adına daha kıymetli geliyor.

 

 

Ayşegül KESKİN: Musiki eğitiminin bir çocuğun hayatına, gelişimine katkıları nelerdir?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Elimden gelse her çocuğun musiki eğitimini, ses eğitimini, kulak eğitimini 3 yaşından itibaren başlatırdım çünkü beynin oyun kurgusu özellikle insan davranışları olan analitik düşünme yeteneğini ve kurgusunu kazandığı yıllardır. Alt yapıyı oluştururdu müzik. Beynin sağ ve sol loblarını 3 yaşında aktif eden bir insan düşünebiliyor musunuz? Ben bu eğitimi en basit çocuk şarkılarıyla, ilahilerle, kültürümüze ait türkülerle başlatırdım. Bu eğitimlerimi de devam ettirir, 7 yaşından itibaren bir enstrüman muhakkak öğretmeyi şart koşardım. Böylelikle ilkokula başlama yaşında elinde bir enstrüman olurdu. Görsel yetenek bazı insanlarda vardır, estetik yetenek bazı insanlarda vardır, el kabiliyetleri bazı insanlarda vardır ama evrendeki her insan müzik dinler. Bundan dolayı her insanın elinde bir enstrüman olmalıdır. Enstrüman sizin dilinizdir ve duygu düşüncelerinizi aktarır.

Ayşegül KESKİN: Sıbyan mekteplerinde küçük yaştaki çocukların aldığı musiki eğitimi hakkında bilgi verir misiniz?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Önceki soruda bahsettiğim gibi çocukların beyin gelişimlerine katkısı olduğunu düşünüyorum. Sıbyan mekteplerinde okula başlama bile bir törenle gerçekleşir. Okulunun ilk günü olan çocukların evlerine yine okulun üst sınıf öğrencileri- ilahi korosu- ellerinde bayraklar ve en güzel elbiseleriyle hazırlıklı bir şekilde giderek tek tek öğrencileri evlerinden alırlar özellikle ilk kez okula gelecek olan çocuğun evinin önünde ilahiler okunur. Yani çocuğu okula götürürken müzik vasıtasıyla götürüyorlar. Dolayısıyla sıbyan mektepleri müzikle başlar. Sıbyanda müzik ilahiyle başlıyor çünkü ilahi yapısı gereği basittir. Örneğin; “Sordum Sarı Çiçeğe” ilahisi yapı olarak 5 notadan oluşur. Ama türkü gibi eserler ilahi gibi eserlere kıyasla daha karmaşık yapıdadır. Bu yüzden geçmişte ecdadımız sıbyan eğitiminde yapılabilecek en güzel şeyi müzikle yapmıştır. Müziği bir araç olarak kullanarak hayata hazırlamış ve kâmil insan olma yolculuğunda kullanabileceği aracı 3 yaşında tanıtmıştır.

Nazlıcan GÜLMEZ: Hangi müzik aletlerini aktif olarak çalıyorsunuz?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Kanun çalıyorum. Arada ud çalıyorum ama bu konuda iddialı değilim. Tek profesyonel çaldığım çalgı kanundur.

Nazlıcan GÜLMEZ: Daha önce katıldığımız bir etkinlikte kanun çalmayı eğitim almadan öğrendiğinizi söylemiştiniz. Peki bunu nasıl başardınız?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Kanun küçüklüğümden beri hayran olduğum ama Gümüşhacıköy’de imkân bulamadığım bir çalgıydı. İstanbul’a gidince de maddi imkanlardan ötürü alamadım. Daha sonrasında babam izin vermedi derslerimden ötürü. Sonra da maddi imkansızlıklar oldu ve kendi yemeklerimden kısarak para biriktirdim ve aldım. Müzik eğitimim biraz olduğu için ayrıca hocaya da verecek param olmadığı için kendim sahaflardan kanun metodu diye bir kitap aldım. Konserlerde kanuncuları izledim. Kitabın mantığını da kavrayarak kanunu kendi kendime öğrendim. 6 ay boyunca biriktirdiğim parayla aldığım bu kıymetli kanun Amasya Bimarhanesinde müzikle tedavi kısmında sergileniyor.

Nazlıcan GÜLMEZ: Musikiyle tedavi üzerine bir çalışmadan söz etmiştiniz, bize bundan bahsedebilir misiniz?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Geleneksel olan müzikle tedavi tecrübeye dayalı bir alternatif tedavi yoludur. Fiziksel olarak ilaçlarla yapamadığımız tedavilerde özellikle ruhsal tedavilerde müzikle ve farklı makamlarla tedavi etmeye çalışmışlardır. Aslında burada Türk müziğiyle tedaviden ziyade Türk müziğinin makamlarıyla tedavi denen şeyden bahsetmemiz lazım. Çünkü her makamın frekansı farklı. Her frekansın insan oğlunda verdiği tepki farklı. Bu anlamda tecrübeye dayalı olarak rast makamı felç hastalılarına iyi geldiğine, isfahan makamı hafıza gücünü arttırdığını, rehavi makamının odaklanma gücünü arttırdığını, uşşak makamının kas ve kemik hastalıklarına iyi geldiğini söyleyebiliriz. Bunların geneli aslında modern tıbbın yanında destek alabileceğimiz birer tedavi metodudur.

Nazlıcan GÜLMEZ: Müzik yeteneğinin Hz. Davud’a verildiğini söylemiştiniz, bu ne türden bir yetenektir?

Rektör Ahmet Hakkı TURABİ: Allah kulunun hem dünya hem de ahiretinin kurtulmasını ister. Bunun içinde hidayet -doğru yol- üzerine ilerlememiz için bize dönem dönem peygamberler, kitaplar göndermiştir. Cenabı Allah bu dönemlerde insanlar ikna edilebilsinler diye her peygamberine bir mucize vermiştir. Bu mucize o dönem insanlar en fazla neye ilgi duyuyorsa onun üzerinedir. Hz. Davud dönemi de estetik sanatların başta müzik olmak üzere en çok önemsendiği ve revaçta olduğu bir dönem olduğu için Hz. Davud’a da müzik mucizesi verilmiştir. Ona harikulade bir ses verilmiştir. O sesi duyan insanlar onun zaten peygamberliğine inanmaktan başka çareleri kalmamıştır. Bizim de en eski kaynaklarımız Hz. Davud dönemine kadar gider. Hz. Davud’un 10 tane makamı olduğu ifade edilir. Bunların adları rast, uşşak, hicaz, saba, kürdi gibi ana makamlardır ve son olarak bence güzel ses ve müzik kabiliyeti insana verilmiş en büyük mucizedir.

 

Dini musiki üzerine gerçekleştirilen keyifli ve verimli röportajımız, Sayın Rektörümüz’ün değerli görüş ve değerlendirmelerinin ardından sona ermiştir. Bizleri kabul ederek bilgi ve deneyimlerini paylaşan Sayın Rektörümüz’e teşekkür ederiz.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vezirkopruozlem.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.