OBELYA 12.09.2025
Hanife AYGÜN Klinik Psikolog
Köşe Yazarı
Hanife AYGÜN Klinik Psikolog
 

Çocuklarda Ekran Süresi: Dikkat, Davranış ve Bağımlılık Riski

Dijital ekranlar, günümüz çocuklarının yaşamında erken yaşlardan itibaren yer almaya başlamıştır. Tabletler, telefonlar, televizyonlar ve bilgisayarlar artık yalnızca birer teknolojik araç değil; çocukların zaman algısını, dikkat biçimini ve ilişki kurma yollarını şekillendiren güçlü uyaranlar hâline gelmiştir. Bu nedenle çocuklarda ekran süresi konusu, yalnızca pedagojik bir tercih olarak değil; nörogelişimsel ve ruhsal gelişimi doğrudan etkileyen önemli bir başlık olarak ele alınmalıdır. Ebeveynlerin en sık sorduğu sorulardan biri “Çocuğum günde ne kadar ekran kullanmalı?” sorusudur. Ancak bilimsel açıdan daha belirleyici olan soru şudur: Ekran, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının hangi alanlarının yerini doldurmaktadır? Bu soruya verilen yanıt, ekran kullanımının çocuk için bir araç mı yoksa bir düzenleyici mi hâline geldiğini anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Çocuk beyni, özellikle erken yaşlarda çevresel uyaranlara son derece açıktır. Beynin sağlıklı gelişimi; hareket, oyun, sosyal etkileşim, keşif ve duygusal temas gibi doğal deneyimler üzerinden şekillenir. Bu deneyimler dikkat süresi, dürtü kontrolü ve öz düzenleme becerilerinin temelini oluşturur. Ekranlar ise bu doğal öğrenme süreçlerinin yerine, yoğun ve hızlandırılmış bir uyarım sunar. Bilimsel araştırmalar, hızlı değişen görüntüler, parlak renkler ve ani seslerin çocuk beyninde dopamin salınımını artırdığını göstermektedir. Dopamin, haz ve motivasyonla ilişkili bir nörotransmitterdir. Ekran içerikleri bu sistemi sık, yoğun ve düzensiz biçimde uyarır. Sonuç olarak çocuk, kısa sürede yüksek düzeyde uyarılmaya alışır. Bu durum, gerçek yaşamın daha yavaş ve doğal akışını çocuk için sıkıcı hâle getirebilir. Bu noktada dikkat sorunları belirginleşmeye başlar. Sürekli yoğun uyaranlara maruz kalan çocuk, dikkatini sürdürmekte zorlanabilir. Oyun oynarken, ders dinlerken ya da bir yetişkini dinlerken çabuk sıkılabilir. Bu durum çoğu zaman yalnızca “dikkatsizlik” olarak değerlendirilse de, aslında beynin yüksek uyarana adapte olmasının doğal bir sonucudur. Ekran süresi uzadıkça, ekran çocuğun yaşamında yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkar; aynı zamanda bir duygu düzenleme aracı hâline gelir. Can sıkıntısı, öfke, huzursuzluk ya da yalnızlık gibi duygular ekran yoluyla bastırılmaya başlanır. Kısa vadede bu durum sakinleştirici gibi algılansa da, uzun vadede çocuğun duygularla baş etme becerilerini zayıflatır. Çünkü çocuk, zor duygularla temas etmeyi ve onları düzenlemeyi öğrenemez. Bu süreç, davranışsal bağımlılık açısından önemli bir risk alanı oluşturur. Davranışsal bağımlılık, bir maddenin değil; bir davranışın kontrolsüz ve işlev bozucu biçimde tekrar edilmesiyle tanımlanır. Ekranla erken yaşta ve yoğun biçimde kurulan ilişki, beynin ödül sistemini etkileyerek bağımlılık zeminini güçlendirebilir. Ekran olmadığında huzursuzluk, öfke, yoğun itiraz ya da boşluk hissi yaşanması bu sürecin erken işaretleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle ekran süresi konusunda tek ve mutlak bir zaman önerisinden ziyade, yaşa göre kademeli sınırlama yaklaşımı öne çıkmaktadır. Klinik uygulamalarda ve uzman görüşlerinde sıkça kullanılan yaklaşımlardan biri “yaş × 10 dakika” kuralıdır. Bu yaklaşıma göre çocuğun yaşı arttıkça ekran süresi de kontrollü biçimde artırılabilir. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuk için yaklaşık 40 dakika, 6 yaşındaki bir çocuk için yaklaşık 60 dakika ekran süresi önerilmektedir. Bu süreler üst sınır olarak değerlendirilmelidir. Özellikle okul öncesi dönemde günde 1 saatin üzerindeki ekran maruziyetinin, dikkat süresi, dürtü kontrolü ve duygu düzenleme becerileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği vurgulanmaktadır. Ebeveyn tutumu bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Çocuklar, kendilerine söylenen kurallardan çok, gözlemledikleri davranışları model alır. Sürekli ekranla meşgul olunan bir ortamda, çocuktan sınırlı ekran kullanımı beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle ekran süresinin düzenlenmesi, yalnızca çocuğa yönelik değil; tüm aile sistemini kapsayan bir farkındalık gerektirir. Ekranı tamamen yasaklamak çoğu zaman etkili bir çözüm değildir. Katı yasaklar, merakı artırabilir ve gizli kullanımı tetikleyebilir. Etkili olan yaklaşım; ekranı hayatın merkezinden çıkararak, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının yerine koymamaktır. Oyun, hareket, sosyal etkileşim ve kaliteli ebeveyn-çocuk ilişkisi; ekranın olası zararlarına karşı en güçlü koruyucu faktörlerdir. Ekran süresine sınır koymak, çocuğu mahrum bırakmak değil; onun dikkatini, ruhsal gelişimini ve gelecekte kuracağı bağımlılık ilişkilerini korumaktır. Net, tutarlı ve yaşa uygun sınırlar çocuk için cezalandırıcı değil; güven vericidir. Bu sınırlar, çocuğun öz düzenleme becerisinin gelişmesine katkı sağlar. Sonuç olarak ekran meselesi, yalnızca teknolojiyle ilgili bir konu değildir. Bu konu; çocuğun nasıl sakinleştiği, nasıl eğlendiği, zor duygularla nasıl baş ettiği ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Ekran süresini düzenlemek, aslında çocuğun hayatla kurduğu bağın niteliğini korumaya yönelik uzun vadeli bir yatırımdır. Çocukların dikkati, en çok kendilerine dikkat edilen ortamlarda gelişir. Bu nedenle ekran süresi ayarlaması, bir zaman yönetimi meselesinden çok; bir ilişki ve gelişim meselesidir.
Ekleme Tarihi: 19 Aralık 2025 -Cuma
Hanife AYGÜN Klinik Psikolog

Çocuklarda Ekran Süresi: Dikkat, Davranış ve Bağımlılık Riski

Dijital ekranlar, günümüz çocuklarının yaşamında erken yaşlardan itibaren yer almaya başlamıştır. Tabletler, telefonlar, televizyonlar ve bilgisayarlar artık yalnızca birer teknolojik araç değil; çocukların zaman algısını, dikkat biçimini ve ilişki kurma yollarını şekillendiren güçlü uyaranlar hâline gelmiştir. Bu nedenle çocuklarda ekran süresi konusu, yalnızca pedagojik bir tercih olarak değil; nörogelişimsel ve ruhsal gelişimi doğrudan etkileyen önemli bir başlık olarak ele alınmalıdır.

Ebeveynlerin en sık sorduğu sorulardan biri “Çocuğum günde ne kadar ekran kullanmalı?” sorusudur. Ancak bilimsel açıdan daha belirleyici olan soru şudur: Ekran, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının hangi alanlarının yerini doldurmaktadır? Bu soruya verilen yanıt, ekran kullanımının çocuk için bir araç mı yoksa bir düzenleyici mi hâline geldiğini anlamak açısından kritik öneme sahiptir.

Çocuk beyni, özellikle erken yaşlarda çevresel uyaranlara son derece açıktır. Beynin sağlıklı gelişimi; hareket, oyun, sosyal etkileşim, keşif ve duygusal temas gibi doğal deneyimler üzerinden şekillenir. Bu deneyimler dikkat süresi, dürtü kontrolü ve öz düzenleme becerilerinin temelini oluşturur. Ekranlar ise bu doğal öğrenme süreçlerinin yerine, yoğun ve hızlandırılmış bir uyarım sunar.

Bilimsel araştırmalar, hızlı değişen görüntüler, parlak renkler ve ani seslerin çocuk beyninde dopamin salınımını artırdığını göstermektedir. Dopamin, haz ve motivasyonla ilişkili bir nörotransmitterdir. Ekran içerikleri bu sistemi sık, yoğun ve düzensiz biçimde uyarır. Sonuç olarak çocuk, kısa sürede yüksek düzeyde uyarılmaya alışır. Bu durum, gerçek yaşamın daha yavaş ve doğal akışını çocuk için sıkıcı hâle getirebilir.

Bu noktada dikkat sorunları belirginleşmeye başlar. Sürekli yoğun uyaranlara maruz kalan çocuk, dikkatini sürdürmekte zorlanabilir. Oyun oynarken, ders dinlerken ya da bir yetişkini dinlerken çabuk sıkılabilir. Bu durum çoğu zaman yalnızca “dikkatsizlik” olarak değerlendirilse de, aslında beynin yüksek uyarana adapte olmasının doğal bir sonucudur.

Ekran süresi uzadıkça, ekran çocuğun yaşamında yalnızca bir eğlence aracı olmaktan çıkar; aynı zamanda bir duygu düzenleme aracı hâline gelir. Can sıkıntısı, öfke, huzursuzluk ya da yalnızlık gibi duygular ekran yoluyla bastırılmaya başlanır. Kısa vadede bu durum sakinleştirici gibi algılansa da, uzun vadede çocuğun duygularla baş etme becerilerini zayıflatır. Çünkü çocuk, zor duygularla temas etmeyi ve onları düzenlemeyi öğrenemez.

Bu süreç, davranışsal bağımlılık açısından önemli bir risk alanı oluşturur. Davranışsal bağımlılık, bir maddenin değil; bir davranışın kontrolsüz ve işlev bozucu biçimde tekrar edilmesiyle tanımlanır. Ekranla erken yaşta ve yoğun biçimde kurulan ilişki, beynin ödül sistemini etkileyerek bağımlılık zeminini güçlendirebilir. Ekran olmadığında huzursuzluk, öfke, yoğun itiraz ya da boşluk hissi yaşanması bu sürecin erken işaretleri arasında yer almaktadır.

Bu nedenle ekran süresi konusunda tek ve mutlak bir zaman önerisinden ziyade, yaşa göre kademeli sınırlama yaklaşımı öne çıkmaktadır. Klinik uygulamalarda ve uzman görüşlerinde sıkça kullanılan yaklaşımlardan biri “yaş × 10 dakika” kuralıdır. Bu yaklaşıma göre çocuğun yaşı arttıkça ekran süresi de kontrollü biçimde artırılabilir. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuk için yaklaşık 40 dakika, 6 yaşındaki bir çocuk için yaklaşık 60 dakika ekran süresi önerilmektedir. Bu süreler üst sınır olarak değerlendirilmelidir. Özellikle okul öncesi dönemde günde 1 saatin üzerindeki ekran maruziyetinin, dikkat süresi, dürtü kontrolü ve duygu düzenleme becerileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği vurgulanmaktadır.

Ebeveyn tutumu bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Çocuklar, kendilerine söylenen kurallardan çok, gözlemledikleri davranışları model alır. Sürekli ekranla meşgul olunan bir ortamda, çocuktan sınırlı ekran kullanımı beklemek gerçekçi değildir. Bu nedenle ekran süresinin düzenlenmesi, yalnızca çocuğa yönelik değil; tüm aile sistemini kapsayan bir farkındalık gerektirir.

Ekranı tamamen yasaklamak çoğu zaman etkili bir çözüm değildir. Katı yasaklar, merakı artırabilir ve gizli kullanımı tetikleyebilir. Etkili olan yaklaşım; ekranı hayatın merkezinden çıkararak, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının yerine koymamaktır. Oyun, hareket, sosyal etkileşim ve kaliteli ebeveyn-çocuk ilişkisi; ekranın olası zararlarına karşı en güçlü koruyucu faktörlerdir.

Ekran süresine sınır koymak, çocuğu mahrum bırakmak değil; onun dikkatini, ruhsal gelişimini ve gelecekte kuracağı bağımlılık ilişkilerini korumaktır. Net, tutarlı ve yaşa uygun sınırlar çocuk için cezalandırıcı değil; güven vericidir. Bu sınırlar, çocuğun öz düzenleme becerisinin gelişmesine katkı sağlar.

Sonuç olarak ekran meselesi, yalnızca teknolojiyle ilgili bir konu değildir. Bu konu; çocuğun nasıl sakinleştiği, nasıl eğlendiği, zor duygularla nasıl baş ettiği ve başkalarıyla nasıl ilişki kurduğuyla doğrudan bağlantılıdır. Ekran süresini düzenlemek, aslında çocuğun hayatla kurduğu bağın niteliğini korumaya yönelik uzun vadeli bir yatırımdır.

Çocukların dikkati, en çok kendilerine dikkat edilen ortamlarda gelişir.

Bu nedenle ekran süresi ayarlaması, bir zaman yönetimi meselesinden çok; bir ilişki ve gelişim meselesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vezirkopruozlem.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.