Kış kapıda…
Yağmur yağacak, kar yağacak. Dereler kabaracak, toprak suya doyacak. Peki biz hazır mıyız?
Yoksa yine her yıl gördüğümüz görüntülerle mi karşılaşacağız?
Su basan evler, taşan dereler, kapanan yollar, çöken istinat duvarları ve çaresizce bekleyen insanlar…
Oysa daha önce bunları yaşadık.
Peki yaşadıklarımızdan gerçekten ders aldık mı?
Doğanın kimseye ayrıcalığı yoktur.
Su, “Burası benim tanıdığımın evi” demez.
Dere, “Burada yapılaşma olmuş, biraz kenardan geçeyim” demez.
Çünkü doğanın kendi dengesi vardır.
Bir dere yatağı, bir gün mutlaka suyu hatırlar.
İnsan eli değmemiş yerlere baktığımızda bunu daha iyi görürüz. Orada doğa kendi düzenini kurar; su kendi yolunu bulur, ağaç toprağı tutar, toprak suyu kabul eder. Biz ise bazen bu dengeyi bozup sonra doğayı suçlarız.
Asıl soru şu:
Geçen yıl yaşananlardan sonra neyi değiştirdik?
Riskli dere yataklarını yeniden değerlendirdik mi?
Menfezleri, köprüleri, yağmur suyu kanallarını kontrol ettik mi?
Geçmişte su basan bölgeleri yeniden etüt ettik mi?
Yoksa yağmur başlayınca mı harekete geçeceğiz?
Unutmayalım:
Afet kapıyı çaldığında yapılan hazırlık, çoğu zaman geç kalınmış hazırlıktır.
Bizim görevimiz yağmuru ve karı durdurmak değil.
Suyun yolunu bilmek, doğanın dengesine saygı göstermek ve önceden tedbir almaktır.
Kış gelmeden bir kez daha bakalım çevremize.
Çünkü doğa bize her yıl aynı dersi veriyor.
Mesele, o dersi okumayı öğrenmek.
Bir damla suyu küçümsemeyelim.
Çünkü bazen büyük bir felaket, küçük bir ihmalle başlar.
Toplumun Nefesi
Az söz, çok anlam…
Kış gelmeden önlem, yağmur gelmeden tedbir.
Kazım İLHAN
Sosyolog / Aile Danışmanı

