Bazen başarıyı yalnızca büyük sahnelerde arıyoruz.
Bir kupada, bir madalyada, büyük bir makamda, yüksek bir maaşta…
Oysa başarı çoğu zaman çok daha küçük bir yerde başlıyor:
Ailede.
Bir çocuğun ilk öğretmeni annesi ve babasıdır.
Sonra aile büyükleri, akrabalar, mahalle, arkadaş çevresi, okul ve öğretmenler gelir.
Çocuk yalnızca söylenenleri değil, gördüklerini de öğrenir.
Büyükler nasıl yaşıyorsa, çocuk çoğu zaman onu örnek alır.
Çalışmayı görürse çalışmayı, emeği görürse emeği, kolay yoldan kazanmayı görürse kolay yolu öğrenebilir.
İşte toplumun geleceği biraz da burada şekilleniyor.
Bugün birçok iş kolunda insan aranıyor.
Fakat işini gerçekten bilen, emeğin içinden yetişmiş, işinin hakkını veren insan bulmak her zaman kolay olmuyor.
Çünkü bazıları daha yolun başında, merdivenin basamaklarını çıkmadan en üst kata ulaşmak istiyor.
Oysa hayatın her basamağının bir emeği var.
Usta olmak için ustayı izlemek gerekir.
Mektepli olabilirsin.
Diploman olabilir.
Ama bir de yıllarca o işin tozunu yutmuş, elinden binlerce iş geçmiş bir usta vardır.
Onun bir bakışı, bir hareketi, bir sözü sana yıllarca okuyacağın kitapların yanında başka bir şey öğretebilir.
Mesele mektepli ya da alaylı olmak değildir.
Mesele öğrenmeye açık olmak ve emeğe saygı duymaktır.
Bugün iyi bir usta her yerde aranıyor.
İşini gerçekten bilen insan kolay kolay aç kalmaz.
Çünkü yaptığı iş konuşur.
Tıpkı iyi yetişmiş bir mühendisin, iyi bir teknisyenin, iyi bir öğretmenin, iyi bir sağlık çalışanının veya işinin ehli bir ustanın yaptığı gibi…
İnsan hangi mesleği seçerse seçsin, o mesleğin hakkını vermek için önce emek vermek zorundadır.
Bir gecede yükselmek, bir anda zengin olmak, “bir koyup üç almak” düşüncesi hayatın gerçeği değildir.
Kolay kazanç hayali bazen yalnızca parayı değil, hayatın kendisini de kaybettirebilir.
Üstelik çocuklarımız bunları sadece evde öğrenmiyor.
Görsel medya, sosyal medya ve çevresindeki hayatlar da onların dünyasını şekillendiriyor.
Çok kazananı görüyorlar ama o kazancın arkasındaki emeği göremeyebiliyorlar.
Sonucu görüyorlar, süreci görmüyorlar.
Parlak hayatı görüyorlar, o hayatın bedelini bilmiyorlar.
İşte burada aileye büyük görev düşüyor.
Çocuklarımıza sadece “çok para kazan” demek yerine;
“İşini iyi yap.”
“Emeğine sahip çık.”
“Öğrenmekten utanma.”
“Ustaya saygı duy.”
“Bir işi yapıyorsan hakkını ver.”
diyebilmeliyiz.
Çünkü toplumun gerçek zenginliği yalnızca çok para kazanan insanlarla değil, işini iyi yapan insanlarla büyür.
Bugün bir çocuğun eline bir meslek vermek, ona yalnızca para kazanmanın yolunu göstermek değildir.
Ona hayatta kendi ayakları üzerinde durmanın yolunu göstermektir.
Ve bütün bunların başında yine aile vardır.
Aile neyi önemserse çocuk çoğu zaman ona yönelir.
Çevre neyi alkışlarsa genç onun peşinden gidebilir.
Okul neyi öğretirse meslek hayatı onu tamamlayabilir.
Toplum neyi değerli görürse gelecek nesil de ona göre şekillenebilir.
Peki, biz neyi değerli görüyoruz?
İşte asıl soru budur.
Bugün sevdiğimiz, ailemize yakın iyi bir insan olan Mehmet Bey’i kaybettik.
Uzun süren hastalığının ardından aramızdan ayrıldı.
Mekânı cennet olsun.
Onun ardından geriye kalan ise makamı, parası ya da sahip oldukları değil…
İnsanlığı.
“İyi insandı” diyebilmek…
Belki de bir insanın bu dünyada bırakabileceği en güzel miraslardan biridir.
Çünkü hayat bize bir gün mutlaka şunu öğretiyor:
Ne kadar kazandığımızdan önce, nasıl yaşadığımız önemlidir.
Ne kadar yükseldiğimizden önce, kimin elinden tutabildiğimiz önemlidir.
Ne kadar tanındığımızdan önce, kaç insanın gönlünde güzel bir iz bırakabildiğimiz önemlidir.
Bugün çocuklarımızın önüne başarı örnekleri koyarken yalnızca zenginleri, ünlüleri veya makam sahiplerini göstermeyelim.
İşini aşkla yapan ustayı da gösterelim.
Yıllarca öğrencilerine emek veren öğretmeni de…
Gece gündüz çalışan işçiyi de…
İnsanına faydalı olan mühendisi de…
Mahallesinde herkese el uzatan iyi insanı da…
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı sadece başarılı insanları görmek değil, başarının nasıl kazanıldığını öğrenmektir.
Belki de toplum olarak yeniden hatırlamamız gereken budur:
Başarı bir sonuçtur.
Asıl eğitim ise o sonuca giderken kazanılan insanlıktır.
Mehmet Bey’in ardından “İyi insandı” diyebiliyorsak, belki de hayatın en büyük diploması budur.
Geride güzel bir iz bırakmak…
Ailemize, çocuklarımıza, mahallemize, mesleğimize ve topluma bir parça iyilik bırakmak…
Çünkü insan bu dünyadan gider.
Ama yaptığı iyilik, yetiştirdiği insan ve bıraktığı güzel iz yaşamaya devam eder.
Birkaç dizeyle…
Çocuk görür, çocuk öğrenir,
Evde başlayan hayat büyür.
Emek varsa meslek değer,
İyi insan toplumda iz bırakır.
Usta eli öğretir,
Mektep yolu geliştirir.
Akıl emekle birleşince,
İnsan kendi yolunu seçer.
Az söz, çok anlam.
Az şikâyet, çok umut.
Az beklemek, biraz daha çok adım.
Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar

