Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarını gördükçe ister istemez aynı soruyu soruyoruz: Çocuklarımıza ne oluyor? Aslında belki de soruyu biraz daha genişletmemiz gerekiyor. Çocuklara ne olduğunu değil, bizim neden bu hale geldiğimizi konuşmalıyız.
Çünkü bugün karşımıza çıkan tablo bir günde oluşmadı. Bir çocuğun davranışını yalnızca ailesiyle, okuluyla ya da arkadaş çevresiyle açıklamak da mümkün değil. Çocuklar yaşadıkları toplumun içinde büyüyor. Evde gördüklerinden, okulda yaşadıklarından, arkadaşlarından, sosyal medyadan, izledikleri içeriklerden ve biz yetişkinlerin davranışlarından etkileniyorlar.
Bir de üzerinden çok hızlı geçtiğimiz pandemi dönemi var. Aylarca okuldan, arkadaşlarından, sosyal hayattan uzak kalan çocuklar oldu. Evlerin içine kapandık, ekran hayatımızda hiç olmadığı kadar büyük bir yer kapladı. Pandemi bitti ama o dönemde oluşan bazı alışkanlıklar bitmedi. Bugün çok küçük yaşlarda, saatlerce telefon ya da tablet karşısında kalan çocukları artık yadırgamıyoruz bile.
Burada mesele sadece “kaç saat ekran?” sorusu da değil. Çocuk o ekranda ne görüyor? Kimlerle iletişim kuruyor? Ekranın başında geçirdiği saatlerde hayatında ne eksiliyor? Oyun mu, sohbet mi, aileyle geçirilen zaman mı, arkadaşlık mı? Bunları da düşünmemiz gerekiyor. Şiddetin, hakaretin, aşağılamanın ve zorbalığın birkaç saniyelik içerikler halinde sürekli karşımıza çıktığı bir dünyada çocukların bundan hiç etkilenmemesini bekleyemeyiz.
Diğer taraftan sınır koymakta giderek daha fazla zorlanıyoruz. Çocuğumuz üzülmesin, eksik hissetmesin, arkadaşlarından geri kalmasın derken bazen her istediğini yapıyoruz. Oysa çocuğu sevmek, her istediğini yapmak değildir. Çocuk “hayır” cevabını da duymalı, beklemeyi de öğrenmeli, yaptığı davranışın bir sonucu olduğunu da bilmeli. Çünkü hayatın içinde her istediğimiz olmuyor. Kaybediyoruz, reddediliyoruz, bekliyoruz, hayal kırıklığına uğruyoruz. Bunlarla baş etmeyi çocuklukta öğrenmeye başlıyoruz.
Bir tarafta sınır koymakta zorlandığımız çocuklar varken diğer tarafta yeterince görülmeyen çocuklar var. Aynı evde yaşayıp birbirimizin nasıl olduğunu bilmediğimiz zamanlar oluyor. Çocuğun yemeği hazır, kıyafeti alınmış, okula gidiyor, elinde telefonu var… Dışarıdan bakıldığında hiçbir eksiği yok. Peki en son ne zaman gerçekten dinledik? Neye öfkelendiğini, neden içine kapandığını, okulda ne yaşadığını ne kadar biliyoruz?
Çocukların maddi ihtiyaçlarını karşılamak kadar duygusal ihtiyaçlarını fark etmek de ebeveynliğin bir parçası. Çocuğun sevildiğini bilmeye ihtiyacı var ama aynı zamanda görülmeye, dinlenmeye, güvende hissetmeye ve gerektiğinde karşısında sınır koyabilen bir yetişkin bulmaya da ihtiyacı var.

