Yazı Detayı
15 Mayıs 2020 - Cuma 16:47 Bu yazı 971 kez okundu
 
Önce İspanyol gribini yendi. Sonra?
Kadir VERAL
kadirvrl2@gmail.com
 
 
Saat sekiz suları, Güneş hareketsiz, öylece tepe de duruyor. Karadeniz nefesini tutmuş, durgun ve sessiz. Kıymetli yoldaşlarını Samsun’a getirmenin gururu ve huzuru içerisinde… Dünyayı değiştirecek o vakur adam birazdan görünecek. Bandırma Vapur’u Tütüncü iskelesine yaklaşmakta… O, Pruva taraftadır. Yirmi üç yoldaşı hemen arkasında, diğer yirmi beş askeri ise daha geri de sıralanmış vuslatın gerçekleşmesini beklemekte… Arkada duranlar sessiz kahramanlardır. Tarih onları yazmasa da onlar tarih yazacaklardır. Her yanı derin bir sükûnet kaplamış. Birazdan, bitap düşmüş, çaresiz halkı adına ona kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem bey, sandalla gemiye yanaşarak şöyle seslenecektir.  “Hoş geldiniz paşam.” Mustafa Kemal ve arkadaşları iskelenin her iki tarafına sıralanmış halk ve işgal kuvvetlerince silahlarına el konmuş bir müfreze tarafından kutsal bir emanet gibi karşılanıp bağırlarına basılacaktır. Bandırma vapurundan karaya atılacak ilk adım artık bir yemin niyetindedir. Vatan, ya gerçek sahiplerine geri verilecek, ya da bu yolun sonunda can verilecektir! Devrimin fragmanı böyle başlar…

 

23 Nisan kutlamalarında evler, balkonlar birer sınıfa dönüştürülmüş, her yer Anadolu’nun sarışın devrimcisi Mustafa Kemal’in resimleri ile donatılmıştı. Demek ki geleceğin çekirdek kadroları Mustafa Kemal’i ve onun devrimlerini içselleştirmişler. Bundan daha güzel, daha değerli ne olabilir ki? Çekilen kısacık video görüntülerinde hepsi ne kadar doğal ve iştendiler. Bedenleri balkonlar da, yürekleri ise meydanlardaydı bu çocukların! Bu öğretilebilir bir durumdan çok daha fazlasıdır. Tıpkı yeni doğan bir bebeğin anasının memesine tırnakları ile sarılması gibi, içgüdüsel…

 

İşte bu çocuklardan biriyle Atatürk’ün arasında şöyle bir konuşma geçer;

 

Çocuk: Aa…
Atatürk:  Ne oldu çocuk?

 

Çocuk: Senin eline diken batar mı?
Atatürk: Batmaz mı?

 

Çocuk: Senin elin kanar mı?
Atatürk: Kanamaz mı?

 

Çocuk: Ama sen Atatürk değil misin?
Atatürk: Öyleyim çocuk 

 

Çocuk: Ama...
Atatürk: Sen şimdi bırak benim kim olduğumu, bu gülü yetiştireceksen canın yanacak, elin kanayacak. Güneş seni terletecek. Bu bahçede gül bitmez diyenler olacak. Gül öyle yetiştirilmez, böyle yetiştirilir diyenler olacak. Sen kendine şunu soracaksın. Ben burayı gül bahçesi yapmak istiyor muyum? Ben bura da dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum? Eğer çok İstiyorsan ne eline batan diken ne de söylenenler umurun da olmayacak. Kim olursan ol, tek isteğin… Şu kokuyu duymak olacak… Anladın mı?

 

Çocuk: Anladım…
Atatürk: Aferin sana. Haydi bakalım devam… 

 

Mustafa Kemal ve onun evlatlarında asla teslim olmak yoktur. Yeri gelir Mayıs gecesinin zifiri karanlığında, “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” diye haykırarak darağacında üç fidan, bahçenin de koparılan en güzel gülü olur dünyaya gül kokusu yayarlar. Yeri gelir Amerika’nın 6.Filosunu denize döker… Yeri gelir, zindanları mesken edinir, hasretinden prangalar da eskitir... Ama asla teslim olmazlar!  Film’in sonunda esas adam kendi çocukluğunun saçlarını okşarken şöyle mırıldanır. “ Ağlama çocuk, geldikleri gibi gittiler.” 

 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.

 

Kaynak: Bandırma vapurundaki kişi sayıları Murat Bardakcı’nın yazısından alınmıştır.
 
Etiketler: Önce, , İspanyol, gribini, yendi., Sonra?,
Yorumlar
Haber Yazılımı